Koku Nasıl İşler? bölümünde anlatıldığı gibi , bir koku algılandığında, burnun üst kısmındaki koku alma nöronları, koku alma siniri boyunca beyne iletilen bir uyarı üretir. Bu uyarının ilk ulaştığı beyin bölgesi, koku alma soğanı olarak adlandırılır ve bu soğan, sinyali işleyip koku hakkındaki bilgiyi, topluca limbik sistem olarak bilinen, yakından bağlantılı diğer bölgelere iletir.
Limbik sistem, bilim insanları tarafından ruh halini, hafızayı, davranışı ve duyguyu kontrol etmede önemli rol oynadığı düşünülen beyindeki bir dizi yapıdan oluşur.

Genellikle beynin eski veya ilkel kısmı olarak kabul edilir, çünkü aynı yapılar ilk memelilerin beyinlerinde de mevcuttu. Bunu bilmek, kokunun hafıza, ruh hali ve duygular üzerinde neden bu kadar önemli bir rol oynadığını anlamamıza yardımcı olur.
Teori ve Biraz Bilim:
Koku duyusu, hafızayla yakından bağlantılıdır; muhtemelen diğer duyularımızdan daha fazla. Koku alma duyusu tam olanlar, belirli anıları çağrıştıran kokuları hatırlayabilirler; örneğin, çiçek açmış bir meyve bahçesinin kokusu, çocukluk pikniğinin anılarını canlandırabilir. Bu genellikle kendiliğinden gerçekleşebilir ve bir koku, uzun zaman önce unutulmuş bir olayı veya deneyimi hatırlamada tetikleyici görevi görebilir. Marcel Proust, ” A Recherche Du Temps Perdu” (‘Geçmiş Zamanların Anıları’ veya ‘Kayıp Zamanın Peşinde’ olarak çevrilir) adlı kitabında, bir madeleine kekinden bir ısırık almanın, teyzesinin ona bir pazar günü ayine gitmeden önce aynı keki verdiği çocukluk anılarını canlı bir şekilde hatırlattığını yazmıştır.
Koku ve Duygu
Koku, hafızayla en yakından bağlantılı duyu olmasının yanı sıra, aynı zamanda oldukça duygusaldır. Parfüm endüstrisi bu bağlantı etrafında şekillenmiştir ve parfümcüler, arzudan güce, canlılıktan rahatlamaya kadar çok çeşitli duygu ve hisleri aktarmayı amaçlayan kokular geliştirmektedir.
Daha kişisel bir açıdan bakıldığında, koku, iki kişi arasındaki çekim söz konusu olduğunda son derece önemlidir. Araştırmalar, bağışıklık sistemimizi oluşturan genler tarafından üretilen vücut kokumuzun, bilinçaltında partnerlerimizi seçmemize yardımcı olabileceğini göstermiştir. Bazı bilim insanları, öpüşmenin koklama yoluyla geliştiğini düşünmektedir; ilk öpücük, özünde, partnerimizin uyumlu olup olmadığına karar vermek için onu koklayıp tattığımız ilkel bir davranıştır.
Kokuya verdiğimiz duygusal tepkilerin büyük bir kısmının çağrışımlarla yönetilmesi muhtemeldir; bu da farklı insanların aynı kokuyu tamamen farklı algılayabilmesiyle doğrulanır. Örneğin parfümü ele alalım; bir kişi belirli bir markayı “güçlü”, “aromatik” ve “baş döndürücü” bulabilirken, bir diğeri onu “ağır basıcı”, “mide bulandırıcı” ve “mide bulandırıcı” olarak nitelendirebilir. Buna rağmen, tüm insanların iğrenç bulduğu bazı kokular vardır; çünkü bunlar bizi tehlikeye karşı uyarır; örneğin duman veya çürümüş yiyecek kokusu.
Koku Kaybının Psikolojik Etkisi
Koku alma duyumuzun psikolojik yapımız üzerinde önemli bir rol oynadığı ve çevremizdeki dünyayla bağlantı kurmamızın beş yolundan biri olmasının yanı sıra yokluğunun derin bir etkisi olabileceği göz önüne alındığında, anosmi hastaları sıklıkla kendilerini izole ve çevrelerindeki dünyadan kopuk hissettiklerinden ve duygularında bir ‘körelme’ yaşadıklarından bahsederler. Koku kaybı kişinin yakın kişisel ilişkiler kurma ve sürdürme yeteneğini etkileyebilir ve depresyona yol açabilir. Burada önemli bir konu, koku alma duyusunun hasta dışında herkes tarafından görülememesidir; bir anosmi hastasıyla tanıştığınızı, kendisi söylemediği sürece nasıl bilebilirsiniz? Bu, kokunun hayatımız üzerindeki etkisinin genel olarak anlaşılmamasının yanı sıra, anosminin hiçbir zaman fazla ilgi görmemesinin nedenlerinden biridir – gidene kadar neye sahip olduğunuzu gerçekten bilmiyorsunuz .
Koku ve hafıza arasındaki güçlü bağlantıya dair vurgulanan noktalara geri dönecek olursak, koku duyusunun kaybının, anılara giden önemli bir duygusal yolun kaybına yol açabileceği görülebilir.
Araştırmalar, koku alma duyusundaki kaybın çok daha ciddi bir durumun göstergesi olabileceğini göstermiştir. Koku kaybı hem Parkinson hastalığında hem de Alzheimer’da görülür ve çalışmalar, koku alma duyusunda azalmanın her iki rahatsızlığın da başlangıcının erken bir işareti olabileceğini ve motor beceri sorunları ortaya çıkmadan birkaç yıl önce ortaya çıkabileceğini göstermiştir.




